Perşembe, 27 Ağustos 2026 27.08.2026
21°C
USD 48,13
EUR 56,06
Altın 7.142
Benzin 88,27
Dizel 77,76

“HÂKİMİYET BİLÂ KAYD U ŞART MİLLETİNDİR.”

“HÂKİMİYET BİLÂ KAYD U ŞART MİLLETİNDİR.”

Bugünün anlamını kavramak ve onu gelecek kuşakları en doğru biçimde anlatmak, her Türk vatandaşının ana görevidir. Neden mi?

23 Nisan 1920; Türk Milletinin kendi mukadderatını kendi eline almasının, vatandaş olma bilincine erişmenin ilk ve en önemli adımıdır. O yüzden 23 Nisan’da TBMM’yi açan o koca yürekli Çılgın Türkleri gelecek nesillere unutturmamız gerekmektedir.

15 Mayıs 1919 yılında başlayan kutlu yolculuğun taçlandırıldığı günün adı, 23 Nisan olarak belirlenmiştir.

Mustafa Kemal Atatürk, 19 Mayıs’ta Samsun’a ayak bastıktan sonra kurtuluş için çalışmalarını adım adım gerçekleştirmeye başlar. İlk olarak milleti bilinçlendirmesi gerekmektedir. Çünkü son 100 yılını savaşlar ve toprak kayıplarıyla geçiren bu millet, Birinci Dünya Savaşıyla büyük bir yıkım yaşamış ve derin bir karamsarlığa bürünmüştür.

19 Mayıs’ta Samsun’a ayak bastıktan kısa bir süre sonra Havza’ya geçer. Burada tarihi Havza Genelgesini yayınlayacak ve Türk Milleti’nin haklı sesini tüm dünyaya duyuracaktır. Millî kuvvetleri örgütleyip bir ordu kurmak, silah ve cephane sağlayarak yurdu kurtarmak amacıyla 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıktıktan sonra Gazi Paşa, milletin sinesine gitmek için yoluna devam eder.

Memleket işgal altındadır; yirmi milyon metrekarelik Osmanlı Devleti’ne bir avuç toprak verilerek Anadolu’ya sıkıştırılmaya çalışılmaktadır. Türk askeri sözde bir antlaşma ile terhis edilmiş, tüm cephaneliklerine el konulmuş, yurdun bütün kaleleri zapt edilmiş, tüm tersanelerine girilmiş durumdayken Mustafa Kemal mücadelesine tüm kararlılıkla devam etmektedir.

Samsun’dan Havza’ya doğru giderken, sıcak güneşin altında tek bacağı ile tarlada çift süren bir köylü ile karşılaşır. Gazi Mustafa Kemal, arabasından inerek tarlasını süren köylünün yanına yaklaşır:

— “Hemşerim kolay gelsin.

— Düşman İzmir’e çıktı.

— Yakında Samsun’a da asker çıkaracak.

— Belki buraların hepsini ele geçirecek. Sen ise hâlâ rahat bir şekilde toprağı sürüyorsun.” der.

Bir eliyle alnında biriken teri silen yaşlı adam, karşısındaki üniformalı adama şöyle çıkışır:

— “Bey, Bey bana bak hele…

— Sen ne diyorsun öyle?

— Bana vatandan bahsetme!

— Biz 3 kardeştik. İki de oğul vardı. Balkan’da, Yemen’de, Kafkasya’da, Çanakkale’de hepsi elden gitti. Bir ben kaldım. Bacağımın birini cephede bıraktığımdan ben de yarım bir adamım. Evde 8 öksüz ile 3 dul kalmış kadın var. Hepsi benim sabanımın ucuna bakarlar. Şimdi benim vatanım da yurdum da işte bu tarlanın ucu. Düşman tarlamın ucuna gelinceye kadar benden hayır bekleme.” der.

Köylü, yılların savaş yorgunluğu ve acıları içinde, durumunu ve yılgın halini bütün çıplaklığıyla ortaya koymuştur. Kemal Paşa ve yanında bulunanlar köylünün sözlerinden etkilenerek büyük bir ümitsizliğe kapılırlar. Ordu, bu yılgın milletten mi oluşturulacaktır?

Mustafa Kemal Paşa’nın morali bozulsa da, yanındakilere hiçbir bozgunluk belirtisi göstermeden yoluna devam eder.

Havza’dan Amasya’ya geçen Gazi Mustafa Kemal, kurtuluşun ön sözünü burada hazırlayacaktır. Yılgın, yorgun ve umutsuzluğa kapılan Türk Milletinin kurtuluş reçetesini buradan yazarak milletine yeniden umut aşılayacaktır.

Amasya’da toplantıya katılanlar Mustafa Kemal Paşa’ya sorarlar:

— “Paşam, çare ne olacak? Bu memleket nasıl kurtulacak?”

Mustafa Kemal, kurtuluşun reçetesinde Türk Milletine tek çarenin kendilerinde olduğunu şöyle haykıracaktır:

“Milletin İstiklalini yine Milletin azim ve kararı kurtaracaktır.”

Bu kararın ardından önce Erzurum’a geçip ilk defa milletiyle buluşacak olan Mustafa Kemal, sonra Sivas’a giderek millî kongreyi toplayıp Türk Milletini topyekûn savaşa davet edecektir.

Mustafa Kemal, Erzurum’a giderken 15 Temmuz 1919 günü Ilıca önlerinde bir kervan kafilesiyle karşılaşır. Çukurova’da muhacir olarak bulunup Erzurum’a dönen ihtiyar Mevlüt Ağa ile aralarında şu konuşma geçer:

Mustafa Kemal Paşa sorar:

— “Ağa, Çukurova cennet gibi bir yer; bu verimli memleketi terk edip de niye buralara geldin? Yoksa geçinemedin mi?”

Mevlüt Ağa derhâl cevap verir:

— “Hayır Paşam, halimiz vaktimiz pek yerindeydi, geçimimiz çok rahattı. Son günlerde işittim ki İstanbul’daki ırzı kırıklar bizim Erzurum’u Ermenilere vereceklermiş. Geldim ki göreyim: Bu namertler kimin malını kime veriyorlar?”

Bu sözler, milletle beraber, millet için çalışmak üzere Erzurum’a gelen Mustafa Kemal Paşa’yı çok duygulandırmış, gözlerini yaşartmıştır. Bunun üzerine Mustafa Kemal etrafındakilere döner ve şöyle der:

“Bu milletle neler yapılmaz!”

Atatürk, Erzurum’a gelişinden 5 gün sonra, 8-9 Temmuz 1919’da “sine-i millette bir ferd-i mücahit olarak çalışmak üzere” çok sevdiği askerlik mesleğinden ve görevinden istifa eder. Artık bir millet ferdi olarak, milletten kuvvet, kudret ve ilham alarak tarihî vazifesine devam etmektedir.

Mustafa Kemal buradan Sivas’a geçip millî kongreyi toplayacak, milletiyle tamamen kucaklaşacaktır. Amasya Genelgesinde üstü kapalı olarak ifade ettiği millet egemenliğini tüm dünyaya açıkça ilan edecektir:

“Kuvayımilliyeyi etkin, Millî iradeyi hâkim kılmak esastır.”

Buradan Ankara’ya geçen Mustafa Kemal, milletiyle beraber yeni devletin temellerini atacaktır. Bunun ilk ve en önemli adımı TBMM’nin açılması olacaktır.

23 Nisan 1920 tarihi itibariyle Türk Milletinin sinesine şu sözler işlenecektir:

“Hakimiyet bilâ kayd-u şart Milletindir.”

Sevgili okurlar;

Birinci Mecliste görev alan tüm milletvekilleri bu milletin kalbine altın harflerle yazılmıştır. Çünkü onlar ne oncuydu ne buncuydu; bir tek hedefleri vardı: çocuklarına tam bağımsız bir ülke bırakabilmek.

Başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere bu kutlu günün yaşanmasına vesile olan Kurtuluş Savaşının tüm kahramanlarını saygı ve rahmetle anıyorum.

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramınız kutlu olsun…

Yorum yazın

41 Kocaeli sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin