Levent Altun yazdı

  • 2018-03-07 12:55:39 Tarihinde Yazıldı
  • yazdir Yazdır
Levent Altun yazdı

Çok sıradan bir hale geldiği için bazı kesimlerin ‘Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ bazı kesimlerin de içini boşaltarak ‘Kadınlar Günü’ olarak kutladığı 8 Mart ile ilgili yazı yazmayı düşünmüyordum.

Ama şimdiden her kesimden gelen mesajları okuduktan ve yapılan açıklamaları dinledikten sonra bu samimiyetsizliğe de sessiz kalmak istemedim.

Kadınlar Günü’nü kutlayan özellikle siyasetçi tayfasının nasıl da inandırıcı olmaya çalıştıklarına inanamıyorum.

Kadınlar ülke nüfusunun yarısından fazlasını oluşturmasına rağmen siyasetin yüzde kaçını temsil ediyorlar?

Buna verilecek yanıt, Türkiye’de kadının yerini en somut bir şekilde ortaya koyacaktır sanırım.

Cumhuriyet’in ilk kurulduğu yıllarda bile mecliste kadın sayısı, günümüzdeki meclisteki kadın sayısından daha fazlaysa eğer, aradan geçen bunca zamana göre ilerleme mi kaydedilmiş yoksa daha fazla geriye mi gidilmiş açıkça belli oluyor.

Atatürk ilke ve devrimleri, kadına sosyal yaşamda çok daha fazla hak ve imkan tanırken, günümüzde bunları engellemeye çalışan zihniyete kadınların da destek vererek işbirliği yapması anlaşılmaz bir paradoks durumunda.

Kadınlar hayatın her alanında sömürülüyor, eziliyor, dövülüyor, hakları elinden alınıyor ve yok yerine konuyor.

Bazı kadınlar da cinsel obje olarak görülüyor ve ne yazık ki günümüzdeki tele-vole kültürü de bu sömürüyü açıkça körüklüyor.

Ülkeyi yöneten erkek egemen siyaset, toplum hayatından da kadını kısıtlamayı her zaman görev biliyor.

Sol diye geçinen partilerde bile kadınların üst yönetimlerde yer alamadığını görmek, içler acısı.

Kadın toplumda da eziliyor, işyerinde de, sokakta da, okulda da, evde de…

Eğitimsiz, bilinçsiz ve örgütsüz bir toplumda elbette ki kadınlar bu sahipsizliğin bedelini en ağır bir şekilde ödüyorlar.

Ekonomik bağımsızlığını da elde edememiş olan birçok kadın günümüz Türkiye’sinde halen daha kocasının kölesi durumunda.

Tüm bunlar gün gibi gerçek iken, bugün Kadınlar Günü kutlaması yapanların samimiyetine inanmak gerçekten mümkün müdür acaba?

Erkek egemen bir toplumda nasıl ki erkek-kadın arasında eşitsizlik varsa, kadınlar arasında da korkunç uçurumlar var.

Büyük şehirlerde yaşayan kadınlarla Anadolu’nun ücra bölgelerinde yaşayan kadınları aynı sınıfa koyabilir miyiz?

Şehirde kimi kadınların günü konken partileri ve süslenmelerle geçerken, Anadolu’daki çoğu kadının günü çocuk bakmakla, hayvan otlatmakla, ahır temizlemekle ve kocasına katlanmakla geçiyor.

Eşitlik isteyen kimi kadınların, bu konuda da cömert davranması elbette en vicdani davranış olacaktır öyle değil mi?