Türkiye başkanlık sistemini kaldıramaz

  • 2014-07-23 10:44:24 Tarihinde Yazıldı
  • yazdir Yazdır
Türkiye başkanlık sistemini kaldıramaz

DİSK Birleşik Metal-İş Sendikası Genel Başkanı Adnan Serdaroğlu, Cumhurbaşkanlığı seçimi ile ilgili, “Üç adaydan biri başkanlığa (Erdoğan), ikisi cumhurbaşkanlığına (İhsanoğlu ve Demirtaş) aday. Biz Türkiye’de parlamenter sistemin sürmesinden yanayız. Bunun için başkanlığa aday olana oy verilmemesi gerektiğini söylüyoruz. Cumhurbaşkanı adaylarına ilişkin ise bir değerlendirme yapmak istemiyorum” dedi. Serdaroğlu, “Türkiye’yi olumsuz etkileyecek hiçbir düşüncenin Çankaya da olmasını doğru bulmuyoruz. Türkiye’nin Libya, Mısır, Suriye gibi diktatör başkanların yöneteceği bir ülke haline dönüştürülmemesini istiyoruz. Türkiye’nin başkanlık sistemini kaldırması mümkün değil. Biz demokrasi ile yönetilmeye çalışılan ve bu konudaki gelişmesini henüz tamamlamamış bir ülkeyiz” diye konuştu.

GEBZE’DE İFTAR VE BAYRAMLAŞMA

Sendikasının Gebze Şubesi tarafından Gebze’nin Eskihisar Köyü’ndeki Kebap Diyarı’nda gerçekleşen geleneksel iftar yemeği ve bayramlaşma etkinliğine katılan Serdaroğlu yemekte yaptığı kısa konuşmanın ardından basının gündeme dair sorularını yanıtladı. Serdaroğlu’na Gebze ziyaretinde Genel Sekreter Selçuk Göktaş, Genel Mali Sekreter Erdoğan Özer ve Genel Örgütlenme Sekreteri Özkan Atar eşlik etti. BMİS Gebze Şube Başkanı Necmettin Aydın ve şube yöneticilerinin ev sahipliğindeki iftara sendikanın örgütlü olduğu işyerlerinden temsilciler ile GSB Sözcüsü ve Petrol-İş Gebze Şube Başkanı Süleyman Akyüz ile DİSK Nakliyat-İş Gebze Şube Başkanı Erdal Kopal da katıldı.

ÜRÜN BOYKOTU ETKİLİ OLURSA SONUÇ VERİR

Başkan Serdaroğlu ülke gündeminde yer edinen ve geniş kesimlerin tepkisini çeken İsrail’in Gazze şeridinde Filistinliler’e yönelik saldırılarını şöyle değerlendirdi: “Filistin’de Dünyanın vicdanlı insanların tamamını derinden üzecek vahşet yaşanıyor. Gerçi bu sık sık ortaya çıkan gelişme ama bu seferki mahallelerine kadar girerek, kara harekatı yaparak, çocukları top oynarken öldürerek bu vahşet sürdürülüyor. Dünyanın alması gereken tepkisi maalesef ortaya çıkmamış görülüyor. Bırakın Birleşmiş Milletleri, insan haklarını, dünyadaki hükümet yetkilileri sanki İsrail vahşetini onaylar gibi durum oraya koyuyorlar. Örneğin İngiltere Başbakanı çıkıyor ölen İsrail askerlerine başsağlığı diliyor. Bundan dolayı vicdanımız kanıyor. Bir şey yapamamanın derin ızdırabı yaşanıyor. Ne yapıyoruz? Çıkıyoruz meydanlara protesto etmeye çalışıyoruz. Bu konu ile ilgili İsrail ürünlerini veya Sütaş’taki işçi çıkartımı gerekçesiyle ürün protestoları da homojen eksikliğimizi ortaya koyuyor. Sonuç alınamıyor. Türkiye’de maalesef o kültürel alışkanlık, yerleştirilebilmiş değil. Elbette yeterince etkili olsa sermayenin asıl amacının kar olmasından esasla sonuç alınır ama olmuyor. Tüketimden gelen gücün kullanılması anlamında geri adım attıracak etkiyi yaratamıyoruz. Bunu sürdürülebilir bir hale getirmeliyiz. Türkiye’deki ve dünyadaki insanlara zarar veren davranışlara karşı bütünsellik içinde hareket etme alışkanlığını kazanacak bir süreci Türkiye’nin mutlaka önüne koyması gerekiyor.”

SOMA SONRASI VERİLEN SÖZLER UNUTULDU

Sendikal hareketlilikte de hemen hemen aynı durumla karşı karşıya olunduğunu kaydeden Başkan Serdaroğlu, “Bugüne kadar ortaya çıkan gelişmeler hep güçlünün değirmenine su taşıyor. Güçlüler daha da güçlendiriliyor, yoksul, gariban emekçi olanlar sindirilerek kendi kabuğuna çekilmesine zorlanıyor. Son bir yıl içerisinde baktığınız zaman iş kazalarında önemli bir artış var, buna yönelik hiçbir tedbir alınmıyor, iş sağlığı ve güvenliği yasası yeteri kadar harekete geçirilmiyor. Madenlerde ve inşaat alanlarında, iş kazalarının çok yoğun olduğu yerlerde tedbirler alınmıyor çünkü güçlü lobiler oluşturan işverenler istediği gibi yasaları şekillendirebiliyor. Soma’da 301 insan öldükten sonra Türkiye yasa girdi, herkes son derece duyarlı hale geldi ve bir çok sözler verildi. Ancak bir ay sonra her şey unutulduğu gibi verilen sözlerin hiçbirisinin yerine getirilmemeye başlandığı görüldü. Yasal düzenlemeler taşeronların isteği doğrultusunda çıkmaya başladı. Bunları biz biliyoruz da bilmeyen insanların ne zaman öğreneceğini merak ediyoruz. Bunları içimize sindiremiyoruz” dedi.

DİSK ÇAĞRILDIĞI YERE, “GELMİYORUM” DİYEMEZ

Soma’daki facia sonrası sendikal örgütlülüğün olduğu bir işyerinde DİSK’e bağlı bir sendikanın sendikal örgütlenmede bulunmasının yanlış bir tutum olmadığını savunan Serdaroğlu, “Her şeyden önce Soma’daki madende işçilerin örgütlü olduğu sendikaya, sendika demek yanlış. Sarı bir sendika olarak işçilerin beklentilerinin karşılığını verememiştir. Bu gibi durumlarda DİSK işçilerin talebinin olması durumunda hiçbir yere gitmemezlik etmez ve edemez” diye konuştu. Söz konusu işyerinde çok sayıda yeni üye kaydettiklerini, Dev Maden-Sen’in çoğunluğu edinme konumunda olduğunu belirten Serdaroğlu, mevcut sendikanın toplu iş sözleşmesine ilişkin sürecinin dolmasının ardından yeni sözleşmenin Dev Maden-Sen ile yapılacağına inandığını kaydetti.

GEBZE’NİN ENERJİSİ İLE TÜRKİYE’Yİ HAREKETLENDİRECEĞİZ

Sendika olarak MESS ile yeni dönem toplu iş sözleşmesi görüşmelerine dair taleplerini içeren taslağı hazırladıklarını, Ramazan Bayramı’ndan bir süre sonra Gebze’de düzenleyecekleri geniş kapsamlı bir basın toplantısı ile bu taleplerini kamuoyuna duyuracaklarını kaydeden Serdaroğlu, duyuru yeri olarak Gebze’yi tercih etme gerekçelerini ise şöyle izah etti: “Gebze’de MESS ile olan sürecin nasıl yürütüleceğini ve kararlılığımızı ortaya koyacak iradeyi, taleplerimizi açıklayacağız. Gebze’de yapmamızın sebebi; Gebze önemli bir işçi hareketliliğinin yaşandığı, emekçi sanayi şehri. Gebze bizim en güçlü olduğumuz yerlerden biri. Geçmişte Gebze Şube Başkanlığı yapmamdan esasla bölgeye de, işçisine de yabancı olmadığım ve son dönemlerde işçi hareketlilikleri ile sürekli gündemde olan bir bölge. Amacımız sürecimize dair hareketi Gebze’de başlatıp diğer yerlerinde buradaki enerji ile birlikte hareketlenmesini sağlamak.”

BİRLİKTE MÜCADELE ÇAĞRIMIZI TEKRARLIYORUZ

MESS ile yapılacak toplu sözleşme görüşmeleri öncesi iki dönem önce Türk Metal Sendikası dahil aynı işkolundaki sendikalara yönelik çağrılarına Türk Metal’in kayıtsız kaldığını, geçen dönem ise kendilerinin edindiği kazanımdan esasla ellerindeki işçi örgütlülüğünü kaybetmemek için onların da meydana çıkmak zorunda kaldığını belirten Serdaroğlu, “ Biz bu dönemde de çağrımızı yapıyoruz, işçi sınıfı olarak, kazanım adına mücadeleye hazırız diyoruz. Varsa gene birlikte varız. ‘Yok ben kendi başıma yapacağım’ diyorsan da ortaya çıkacak tüm sorumluluğu üstlenmek durumunda kalır. Bu dönem de başka dönemlere benzemez çükü işçi ücretlerinde yıpranma çok olduğu için beklenti çok yüksek. Ortaya çıkacak olan rakamlarda çok yüksek olacak. Sürecin grev ihtimalini de ortaya çıkartacağını düşünüyorum. O açıdan sürecin başarılı olabilmesi için sendikaların ve işçilerin dayanışmaya ihtiyacı var. İşçi meselesine sahip çıkarsa kimsenin kaçacak yeri olmaz” dedi. Serdaroğlu hükümetin Şişecam grevini otomotiv sektörünün otomobil camı ihtiyacının sıkıntıya uğramaması için yasakladığını belirtip daha örgütlü bir gücün bu yasaklamanın önüne geçme ihtimalinin bulunduğunu, metal iş kolundaki görüşmeler sonrası olası grev kararı sonrası olası erteleme durumunda bunun bedelini işyerlerinde ağır ödeteceklerini dile getirdi. Serdaroğlu ayrıca şu konulara değindi:

ÖRGÜTLÜLÜK İLE DEMOKRASİ ORANI AYNI

“Örgütlenmek çok önemli, bir ülkede örgütlülük güçlüyse ve yüksekse, halk örgütlüyse demokrasi gelişmiş demektir. Bunların en önemli göstergesi de emek örgütlenmesidir, emek örgütlülüğü demokrasinin temel taşlarındandır. Türkiye’ye bakıyorsunuz, toplu iş sözleşmesi yapan işçi sayısı yüzde 5’lerde, sendikalı üye sayısı yüzde 8-9’larda. Demokrasi de aslında bu oranlarda yani yüzde 10’larda. Biz yüzde 10 demokrasiye layık bir ülke değiliz. Emek hareketini güçlendirerek, sendikal hareketliliği çoğaltarak Türkiye’deki demokratik işleyişi mutlaka yükseltmemiz gerekiyor. Ama makarnaya talim eden bilinçsiz bir toplum yaratıldı bugüne kadar, bundan sonra da böyle devam ettirilmesi isteniyor. Bu nedenle örgütlülük de istenmiyor.

DİBE VURDUK AMA YÜKSELECEĞİMİZİ HİSSEDİYORUZ

Burada bir şey vurgulamak istiyorum. Biz de dayanışma kültürü eksik. Biz muktedirleri ürkütecek kadar güçlü konumda değiliz. Bu güçlü olmadığımız yapı kendi içerisinde de tamamen parçalanmış, hükümet ve sermaye yanlısı sendikalar güçlenmiş durumda. Bir ortak eylemde bu tür şeyleri harekete geçiremiyoruz. Sendikal yapılarda kendi içlerinde parçalanmış durumda. Dünyada bütün dönemlerde ve dünyanın bütün ülkelerinde bu tür olumsuz koşulların yaşandığı dönemler olmuştur. Biz de bugün dibe vurmuşluktan yükseleceğimizi hissediyoruz. Bugün 3-5 fabrika veya dayanışma gösterdiğimiz sendikanın yarın kartopu gibi büyüyeceğini ve daha güçlü bir dayanışma duygusu görüntüsünün ortaya çıkacağına inanıyoruz.”